|
I. GÖÇLERİN NEDENLERİ
A. Dini-Siyasi Baskılar:
Rusya'nın İdil-Ural bölgesinden Osmanlı topraklarına toplu
haldeki en erken göçler ondokuzuncu yüzyılın ikinci
yarısından sonra, 1861 yıllarından itibaren gerçekleşmeye
başlamıştı. Bu durum Muhacirin Komisyonunun Kazan
muhacirlerine uygulanacak muamele hakkındaki sorusuna
karşılık onlara da daha önce gelen muhacirlerle aynı
muamelenin uygulanacağının bildirilmesinden anlaşılıyor.
[1].
Çarlık Rusya'sının Müslüman halkını göçe sevk eden en önemli
nedenlerin başında kuşkusuz dini, siyasi baskı ve yıldırma
geliyordu ki bunların yoğunluğu, devletin içinde bulunduğu
iç ve dış şartlarla orantılı olarak değişiyordu. Bazen de
baskı rejiminin artacağı söylentilerinin gayri Rusların
üzerinde olumsuz etkileri olduğu görülüyordu. Yazar (G)aliasgar
Gafur(ov)-Çıgtay (1867-1942),"Tutam" adlı hikayesinde bu
konuyu işler. Hikayede 1894 yılında hükumetin Müslümanları
Hıristiyanlaştırmak için kanun çıkaracağı haberi üzerine Äbi
ve Karmış adlı köylerin ahalisinin Türkiye'ye göçleri
anlatılmaktadır. [2]
Müslümanlar için Dar-ül harb'de yaşamanın caiz olmadığı ve
Allah yolunda hicret inancının bu göçlerde etkili olduğu
kuşkusuzdur. Türkiye'ye yerleşenler, hatıralarında çarlık
hükumetinin Müslüman mektep ve medreselerini kapatacağı ve
Kuran'da geçen "kafir" (Ruslar bu sözcükle kendilerinin
kastedildiğini düşünüyorlardı) sözcüklerinin çıkartarak
yeniden bastıracağı haberlerinin yayılması üzerine,
yurtlarını terk ettiklerini belirtiyorlardı. [3]
Rusların kutsal kitap Kuran üzerinde yaptıkları tahrifat,
Müslümanlar arasında büyük tepkiye neden oluyordu. Nitekim
Petersburg'daki Osmanlı Elçiliğinden ulaşan 28 Aralık 1890
tarihli bir habere göre, Rus hükumetinin Kuran'ın bazı
surelerini sansür etmesi Müslüman halkın nefretini çekmiş,
hatta Buhara Emiri ne Hive Hanı bir dilekçeyle Çar'a
başvurarak bu sansürden sorumlu Rus görevlinin
cezalandırılmasını istemişlerdir. [4]
Rusya'da İslam dini, 1789 yılında Çariçe Katerina II
tarafından "Orenburg Dini İdaresi" adıyla kurulan teşkilata
kadar resmen tanınmamıştır. Aslında merkezi Ufa'da bulunan
Orenburg Dini İdaresinin müftüsü de, Müslümanların değil
Rusların seçtiği Petersburg'a bağlı bir devlet memuruydu.
İslama tanınan bu resmi statü, Rusya Müslümanlarının Osmanlı
Halifesine bağlılıklarının ve Osmanlı başşehriyle olan
münasebetlerinin devam etmesine mani olamadı. Örneğin 1892
yılında emekli asker Cäläletdin Möhämmädov ve bazı
arkadaşları, Rusya'da yaşayan Müslümanların hürriyetlerinin
kısıtlandığını anlatmak ve bu uygulamalara engel olunmasını
sağlamak için İstanbul'a gelmişlerdir. Şikayetçi oldukları
konu, Kazan Bişbalta'da ruhsatsız açılan medresenin müfettiş
tarafından kapatılması, Rusça bilmeyenlerin molla olmasına
izin verilmemesiydi. [5]
Osmanlı ülkesine hicret edenler genellikle kırsal kesimden
olsa da, zamanla bunlara Tatar toplumunun aydınları da dahil
olmuştur. Kazanlı tarihçi ve yenilikçi din adamı Şihabeddin
Mercani'nin (1818-1889) döneminde yaygın olan düşünce, ehl-i
İslamın Rusya'da terakkisinin mümkün olamayacağı ve bu
yüzden Türkiye'ye hicret etmenin gerekliliği yönündeydi.
Hatta o vakitler Kazan'ın meşhur müderrislerinden ve Bubi
Medresesinde de pek çok talebe yetiştirmiş olan Muhammed
Abdülkerim Hazret ve daha birçok kişi, bu nedenle hicret
etmişlerdi.[6] Abdülkerim Hazret, Osmanlı makamlarına mümkün
olursa Medine'de, aksi takdirde Şam'da ikamet etmek
istediğini iletmişti.[7] Aynı yıllarda İdil-Ural bölgesinden
gelen ve Hoca Molla Musa takımından oldukları belirtilen
başka bir göçmen kafilesi de gene Şam şehrinde yerleşmek
istiyordu. Altı hanede 27 nüfustan oluşan Kazan muhacirleri,
evlerini ve yurtlarını "dinlerini muhafaza etmek" için terk
ettiklerini ifade etmişlerdi.[8]
Ondokuzuncu yüzyılda İdil-Ural Tatarları arasında başlayan
ve ceditçilik olarak adlandırılan, yenileşme hareketinin
temsilcilerinden olan Şihabeddin Mercani ise, hicretin çözüm
yolu olduğunu düşünmüyordu. Ona göre Rusya'da yaşayan
Müslümanların ilerlemesi başta eğitimde olmak üzere, gerekli
reformların gerçekleşmesiyle mümkün olacaktı.
Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren, artan
milliyetçilik akımları karşısında demokratik olmayan
politikalarla durmaya çalışan Çar Aleksandr III (1881-1894),
yoğunlaştırdığı baskılarla Müslüman halkı bunaltmıştır. Oğlu
Nikola II (1894-1917) tarafından da aynı siyaset
sürdürülmüştür. III. Duma'ya (Meclise) Kazan'dan vekil
seçilen (G)aysa Enike(ev)[9], 9 Temmuz 1908'de Dumada
yaptığı konuşmasında, 20 Mart 1897 tarihinde Rus hükumetinin
aldığı kararların, Müslüman halka ana dil, din ve eğitim
gibi konularda bir dizi kısıtlamalar getirmiş olduğunu
söylüyordu. Enike(ev), Baskılara uğrayan halkın bir
kısmının, kurtuluşu ana yurtlarını terk etmekte bulduğunu ve
o dönemde göç eden Tatarların en fazla tercih ettikleri
ülkenin de Türkiye olduğunu belirtmişti. [10]
İdil-Ural bölgesinden göçlerin bir bölümü de, 1897 yılının
Ocak ayında yapılan nüfus sayımı nedeniyle meydana gelmiştir
çünkü Müslümanlar sayımının kendilerini Ortodoksluğa
çevirmek için bahane olduğunu düşünmüşlerdi. Tatar yazarı
Mähmüt Galäü de (1886-1938)de, "Möhacirlär" adlı tarihi
romanında 1897 nüfus sayımı korkusu yüzünden Türkiye'ye
hicret edenleri anlatmaktadır.[11] Türkiye'ye göçlerin roman
ve hikayelere konu olması bunun bir dönemin önemli bir
sosyal meselesi olduğuna da işaret etmektedir.
1897 yılında Kazan eyaletindeki İslamlar arasında çıkan
olaylar da Petersburg sefareti aracılığıyla Osmanlı Devleti
tarafından da takip edilmiştir. Babıali'ye ulaşan haberlerde
bu dönemde Kazan'da gelişen hadiseler karşısında hükumetin
askeri tedbirlere başvurduğu bildiriliyordu. [12]
Rusların Uzak-Doğu'daki yayılışları sonucunda çıkan
1904-1905 Rus-Japon savaşının Rusya'nın yenilgisiyle
sonuçlanması, istibdat rejiminin karşısında hürriyet talep
eden hareketin daha da güçlenmesine sebep oldu. Çıkan
ayaklanmaların durulması için Çar Nikola II tarafından
çıkarılan fermanla Duma açıldı. 17 (30) Ekim 1905
manifestosuyla Rusya'da yaşayan herkese söz, basın ve
toplantı hürriyeti tanındı. Ne var ki ardından gelen
Stolipin rejimi, Rusya'da yaşayan gayrı Rus ve muhaliflere
söz hakkı tanımamaya başladı. Kazan Tatarlarının hükumetten
demokratik haklarının arttırılmasını talep ettikleri bu
dönemlerde, Rusların onlara gösterdikleri istikamet Osmanlı
ülkesi oluyordu. Bu yüzden ünlü Tatar şairi (G)abdulla Tukay
(1886-1913), Ruslara cevaben "Kitmibez" (Gitmiyoruz) adlı
şiirini yazmıştı. Tukay bu şiirde, Tatarların yurtlarını
terk etmelerinin asla mümkün olmadığını hem gidecekleri
yerde de kendilerini bu defa Sultanın baskısının beklediğini
ifade ediyordu. Tukay, şiirde Osmanlı ülkesine ancak doğup
büyüdükleri şehirlerini ve geçmişlerini de götürmek mümkün
olduğunda gidebileceklerini söyler. [13]
B. Ekonomik Nedenler
Göçler yalnız siyasi ve dini baskılardan değil, şüphesiz
ekonomik nedenlerden de kaynaklanmıştır. Tatar köylülerin
ekonomik güçlerinin çok alt düzeyde olmasının bir nedeni de
ağır vergi yükünün altında ezilmeleriydi. Bu yüzden de
ürünlerini ve hayvanlarını ellerinden alan vergi
tahsildarlarını "obur taifesi" olarak adlandırıyorlardı.
[14]
Buna karşılık Rusya'daki Müslümanlar arasında Osmanlı
Devletinin muhacirlere yılda iki defa ürün alınan bereketli
toprakların verildiği, toprağı sürmek için saban ve hayvan,
ev yapmak için ağaç yardımı yapıldığı ve göçmenlerin askere
alınmadığı haberleri yayılmıştı. [15] Osmanlı Devletinin
muhacirlere sözkonusu yardımlarda bulunduğu gerçektir. Ne
var ki devletin içinde bulunduğu şartlar da göz önüne
alındığında, sayıları milyonlarla ifade edilen insanların
ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olmamıştır.
Rusya'da iç ve dış göçlere neden olan bazı olaylar vardı ki
bunların başında kuraklığa bağlı olan kıtlıklar geliyordu.
Rusya gibi ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı ve halkın %
85'inin kırsal kesimde yaşadığı ülkede, doğanın dengesinin
bozulmasının yol açtığı açlık, milyonları etkiliyordu.
Nitekim 1891 ve 1892 yıllarında meydana gelen kıtlık, zaten
bozuk olan Rus ekonomisinin iyice sarsılmasına ve
milyonlarca insanın telef olmasına neden olmuş, hatta bu zor
dönemde Amerika'dan ve Fransa'dan yardım gönderilmiştir.[16]
Yaklaşık on dört milyon kişinin etkilendiği büyük afet,
Petersburg sefareti vasıtasıyla Babıali tarafından da
yakından takip edilmişti. Devlet, halka tohumluk yardımında
bulunmuşsa da ahali diğer eyaletlere göç ettiğinden araziler
ekilememişti.[17] İdil-Ural bölgesinde verimli kara
toprağına sahip olan Samara eyaleti (gubernası) ve ona bağlı
Buzuluk kasabası (üyezdi), bu ve daha sonraki açlıklardan en
fazla etkilenen bölgeler arasındaydı. [18]
İşte kıtlık yıllarının hemen ertesinde, Rusya'nın Samara
eyaleti, Buzuluk kasabası, Mevlik ve Emirhan köyü
ahalisinden 450 hane halkı, Osmanlı ülkesine hicret etmek
niyetiyle başvuruda bulunmuşlardır. Babıali'nin bu konudaki
kararı o zamana kadar Osmanlı topraklarına toplu halde
yerleşen Tatar muhacirleriyle ilgili herhangi bir müşkülata
rastlanmadığı ve bu kafilenin Ankara vilayeti dahilindeki
boş arazide topluca iskanlarının uygun görüldüğü yönünde
olmuştur.[19] Muhacirin Komisyonu defterlerinde Samara ve
çevresinden göç edenlere ait kayıtlar 1894 ve 1895
yıllarında da sürmekte ve muhacirlerin hangi bölgelerden
geldiklerine dair ayrıntılı bilgiler verilmektedir. 1894
yılının Haziran ayında da Rusya&'nın Orenburg eyaleti ve
Batı Sibirya'dan da 200'den fazla Tatar ailesinin de Osmanlı
ülkesine hicret etmek niyetiyle başvuruda bulunması da bu
nedenlerden kaynaklanmış olabilir. [20]
C. Savaş Nedeniyle Göçenler
Çarlık döneminde Rus olmayan unsurlar silah altına
alınırken, Osmanlı Devletine yakınlıkları nedeniyle Kırım,
Kafkasya ve Orta Asya'da yaşayan Müslüman ve Türkler bu
hizmetin dışında tutulmuşlardır. 1916 yılına kadar gönüllü
Azeri ve Dağıstanlı süvarilerin dışında Rus ordusunda görev
yapanlar sadece Tatar-Başkurtlar olmuşlardır.[21]
Osmanlı-Rus savaşları ise İdil-Ural'da yaşayan Müslümanları
her zaman heyecanlandırmıştır. Mesela Kırım Savaşı'nda
Rusya'nın yenilgisi İdil-Ural'da yaşayan Müslümanlar için
önce bir ümit, ardından da hayal kırıklığı yaratmıştı. Hatta
bu olaya tepkiler, daha evvel Hıristiyanlaştırılmış olan
Tatarlardan Müslümanlığa geri dönenlerin artışıyla da
kendini göstermişti. "93 Harbi" olarak bilinen 1877-78
Osmanlı-Rus savaşı sırasında da Rusya Müslümanları,
dindaşları lehine gösteriler yaparak onları
desteklemişlerdi. [22]
Özellikle Osmanlı-Rus savaşlarında Müslümanlar, din
kardeşlerine karşı savaşmak istemiyorlar, aileler de
çocuklarının Rus ordusunda hizmet etmelerine karşı
çıkıyorlardı. Osmanlı topraklarına yakın mevkilerde
bulunanlardan firar ederek Osmanlı tabiyetini talep edenlere
rastlanıyordu. Tatar yazarı Ayaz İshaki (1878-1954), Üyge
Taba (Eve Doğru) isimli tarihi romanında, Kazan Tatarları
arasında Türk askerine karşı savaşan Müslümanların cemiyette
"murdarlaşmış", imandan uzaklaşmış kişiler olarak
görüldüğünü belirtir. [23]
Arşiv kayıtlarında Kırım Savaşında Kafkas cephesindeki Rus
ordusundan firar eden Kazan Tatarlarına rastlandığı
gibi,[24]1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında da Osmanlı
kuvvetlerine teslim olanlar vardır. İmam Kurbanali
Halidoğlu, yolculuk anılarında bu savaş sırasında firar
ederek İstanbul'a yerleşmiş Tatarlardan bahsetmiştir. [25]
Rus ordusundan kaçma nedenleri dini olduğu kadar siyasi ve
ekonomik durumdan da kaynaklanmıştı. Bazı firariler, orduda
iaşe sıkıntısı çekildiğini ve askere maaş verilmediğini
ifade etmişlerdir. Askerleri birliklerinden ayrılmaya
cezbeden nedenlerden biri de Türkiye'deki meşrutiyet ve
hürriyet ilanıyla gelen serbestlik ortamı olmuştu. İşte bu
sebeplerden 22 Nisan 1911-22 Mart 1914 tarihleri arasında
200 civarında asker, Rus ordusundan firar ederek, Türk sınır
karakollarına sığınmışlardır. Doğu sınırlarından giriş yapan
bu kişilerin çoğunluğu Kazanlı mültecilerdi.[26]
Sözkonusu firari ve mültecilerin dışında, esir sıfatıyla
Anadolu'ya gelenler de mevcuttur: Bunlar, Birinci Dünya
Savaşında Alman cephesinde savaşırken esir düşen Rus
ordusunun, Müslüman askerlerinden oluşan ve "Asya Taburu"
olarak adlandırılan askeri kuvvetlerdir. Kadı Abdürreşid
İbrahim'in teşvikiyle Türkiye saflarında savaşmaya ikna
edilen bin kadar gönüllü, daha sonra Irak cephesinde
mücadele vermiştir. Asya Taburu'nun büyük bölümü şehit
olmuş, dörtyüz kadarı da esir düşmüştür. Geriye kalan
yüzyetmiş kişiden otuzu ise ülkelerine geri dönmek yerine
İstanbul'a yerleşmeyi tercih etmiştir.[27] 1922 yılında
Rusya'da yaşanan kıtlık yüzünden aç kalan insanlara yardım
toplamak amacıyla İstanbul'a gelen Tahir
İlyasi,[28]hatıratında bu kişilerden bazılarıyla görüştüğünü
belirtir. Bunlardan biri ticaretle uğraşan ve aslen Kazan
yakınlarından olan Hidayetulla bin Sıybgatulla, diğeri de
polis olarak devlet hizmetinde çalışan Saratov'lu İbrahim
Nadi(ev)'dir. [29]
Asya Taburu'nun dışında, gene Birinci Dünya Savaşında esir
düşen, Almanya ve Avusturya'daki Müslümanlardan oluşan 221
kişilik bir başka kafilenin, Türkiye'ye geldiğini ve 1917
yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığa kabul
edildiğini tespit ediyoruz. Belgelerde kimliklerinin ve
geldikleri şehirlerin ayrıntılı olarak yer aldığı bu
kişiler, Adapazarı, Bursa, İzmit, Ankara ve Eskişehir'de
iskan edilmişlerdir. Sözkonusu askerler, Kazan, Orenburg,
Ufa, Saratov, Samara, Simbirsk ve Perm şehirlerinden
gelmişlerdir. İçlerinde Batı Sibirya'nın Tomsk şehri
sakinlerine rastlandığı gibi Kırım'ın Bahçesaray'ından
olanlar da mevcuttu. [30]
SONUÇ
Çarlık döneminde, İdil-Ural bölgesinden Osmanlı topraklarına
yönelik toplu göçlere Kırım Savaşı sonrasında
rastlanmaktadır.
Osmanlı arşiv belgelerine göre ondokuzuncu ve yirminci
yüzyılda İdil-Ural bölgesinden göç eden Tatar ve Başkurtlar,
Anadolu'da Hüdavendigar, Ankara, Trabzon, Sıvas ve Aydın
vilayetlerinde iskan edilmişlerdir. 1867 yılına kadar eyalet
olan Hüdavendigar vilayetine gönderilen Kazan muhacirleri,
Bursa Merkez, Karahisar ve Kütahya sancaklarına
yerleştirilmişlerdi. Bugün Kazan Tatarlarının yaşadığı
Eskişehir ili de ondokuzuncu yüzyılda Eskişehir kazası
olarak, Hüdavendigar vilayetinin Kütahya sancağına bağlıydı.
Günümüzde Eskişehir Merkez ve Çifteler İlçesinin Osmaniye
(Kuruhöyük) köyünde geçen yüzyılın sonunda gelen göçmenlerin
akrabaları yaşamaktadır. [31]
Kitle olarak gelenlerinin dışında Kazan Tatarlarının
varlığına Balkanlar'da özellikle Dobruca'nın Köstence şehri
civarında, Anadolu'daki çeşitli vilayetlerde, İstanbul,
İzmir, Bursa gibi merkezlerde, Arabistan'ın kutsal Mekke ve
Medine şehirlerinde, Silistre'de ve bugünkü Suriye'nin Şam
şehrinde rastlanmaktadır. Bu kişilerin genellikle molla,
hacı, müderris veya medrese talebesi gibi dini kimliğe sahip
kişiler olduklarını görüyoruz. Memleketlerinden ayrılma
nedenleri dini yaşamlarını sürdürecekleri serbest bir ortama
kavuşmak veya arzu ettikleri İslami eğitimi yerinde almak
olmalıdır.
[1] BOA, A. MKT. NZD., 361/40, 27. Muharrem 1278 / 05. 08.
1861.
[2] Tatar Mägrifätçelek Ädäbiyatı (1860-1905), Tatarstan
Kitap Näşriyatı, Kazan, 1979, s. 382-385.
[3] Recai Sınay, Kızıl Rusya'da Bir Türk Kadını, Nebioğlu
yay., İstanbul,( t. y.), s. 11.
[4] Selim Deringil, "Osmanlı İmparatorluğu ve Türkdilli
Rusya'da Panislamizm", Unutkan Tarih, (haz.Semih Vaner),
Metis yay., İstanbul, 1997, s. 207.
[5] Marsel Ähmätcanov, "Yefimiy Malov, Bezdän İmana, Sezdän
İman", İdil, 1993, 8, s. 60.
[6] Mercani, ( yay: Salih bin Sabit Gabidullin), Maarif
Neşriyatı, Kazan, 1915,s. 534.
[7] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İrade Meclis-i Vala,
22341, 24 Rebiülahir 1280/ 10 Ekim 1863.
[8] BOA, A. MKT. MHM., (Mektubi Mühimme Kalemi) 230/87, 5
Safer 1278/ 12. 08. 1861.
[9] (G)aysa Enikeev ( 1864-1931) Ufa'da doğmuş pedagog ve
müzisyen. III. ve IV. Devlet Dumasına Kazan'dan vekil
seçilmiştir.
[10] Ravil Ämirhan, "Gali Ruhlı Şähes", Miras, 8 (9), 1992,
s.76.
[11] "Möhacirlär", Ädäbiyat, (haz. A. G.Yahin ) Kazan,
Mägarif yay., 1995, s.204-250.
[12] BOA, Y. MTV, ( Yıldız Tasnifi Mütenevvi Maruzat
Evrakı), 151/ 89, 18. Ramazan 1314 / 20. 02. 1897
[13] Gabdulla Tukay, Äsärlär, G. İbrahimov İnstitutı yay.,
Kazan, 1985, s. 186.
[14] "Möhacirlär", Ädäbiyat, (haz. A. G.Yahin ) Kazan,
Mägarif yay., 1995, s.204-250.
[15] Tatar Mägrifätçelek Ädäbiyatı (1860-1905), Tatarstan
Kitap Näşriyatı, Kazan, 1979, s. 382-385.
[16] The Famine in Soviet Russia 1919-1923, The Macmillan
Company, New York, 1927, s. 475-476.
[17] BOA,Y. A. Hus., (Yıldız Tasnifi Sadaret Resmi Maruzat
Evrakı), 260 / 113, 27. 10. 1309 / 24. 05. 1892.
[18] The Famine ..., s. 471.
[19] BOA, İrade, Dahiliye, 4/30, 28 Ramazan 1311/
05.04.1894.
[20] BOA, Y. A. Hus., 299/99, 9 Zilhicce 1311/13. 06.1894/
01. Haziran 1310.
[21] Nedim İpek, "Rus Ordusundaki Türk Askerlerinin Osmanlı
Tabiiyetine Geçmesi (1911-1917)", Tarih ve Toplum, sayı.
145, Ocak 1996, s. 14.
[22] Ajdar Nogmanov, "L'Évolution de la législation sur les
Musulmans de le Russie, de la conquête de Qazan àla guerre
de Crimée (1552-1853) )", L'Islam de Russie, s.120.
[23] Ayas İshaki, Üyge Taba, (Eve Doğru), Sertel matb,
İstanbul, 1941, s. 94.
[24] BOA, İrade, Dahiliye, 25149, 05. Zilkade 1273 / 27. 06.
1857/15 Haziran 1273.
[25] İmam Kurbanali Halidoğlu, Tevarih-i Hemse-i Şarki,
Kazan, Ye. V. Kazakova matb., 1911, s. 574.
[26] Nedim İpek, "Rus Ordusundaki Türk Askerlerinin Osmanlı
Tabiiyetine Geçmesi (1911-1917)", Tarih ve Toplum, 1996,
sayı: 145, s. 15.
[27] Nadir Devlet, " I. Dünya Savaşında Osmanlılar Safında
Çarpışan Tatar Taburu", Osmanlı, C. II, Yeni Türkiye yay.,
Ankara, 1999, s. 575-577.
[28] Tahir İlyasi (1881-1933)Arabistan ve Mısır'da eğitim
görmüş, Rusya'ya döndükten sonra Muhammediye ve Hüseyniye
Medreselerinde Arap dili ve edebiyatı, cebir dersleri
vermiştir. 1922-1929 yılları arasında Mercani mescidinde
imamlık yapmıştır. 1929 yılında Sibirya'ya sürgüne
gönderilmiş ve 1933 yılında sürgünden dönüşünde Vologda'da
vefat etmiştir.
[29] Tahir İlyasi Seyahatnamesi.
[30] BOA, DH. SN. THR., (Sicill-i Nüfus Tahrirat Kalemi)
73/5, 12 Rebiülahir 1335 / 05. 02. 1917.
[31] Peter A. Andrews, Ethnic Groups in the Republic of
Turkey, Wiesbaden 1989, s. 306-307.
|